Bir perde açılır. Işıklar yanar. Seyirciler sessizleşir. Ve o an, gerçek hayatla hayal dünyası arasında görünmez bir köprü kurulur. İşte tiyatro tam da budur; insanın kendisini, toplumu ve hayatı yeniden keşfettiği büyülü bir yolculuk.
Tiyatro yalnızca bir sanat dalı değildir. O, yüzyıllardır insanlığın hafızasını taşıyan canlı bir aynadır. Toplumların sevinçlerini, acılarını, umutlarını ve korkularını sahneye taşır. Bir oyuncunun dudaklarından dökülen cümleler bazen bir toplumun vicdanına dönüşür, bazen de yıllardır söylenemeyen gerçekleri haykırır.
Teknolojinin hayatın her alanını kuşattığı günümüzde bile tiyatro, insan dokunuşunun en güçlü temsilcisi olmaya devam ediyor. Çünkü tiyatroda hata da vardır, heyecan da, nefes de. Her oyun bir kez yaşanır ve bir daha asla aynı şekilde tekrarlanamaz. Bu yönüyle tiyatro, hayatın kendisine en yakın sanat dalıdır.
Bir tiyatro salonuna giren insan yalnızca bir oyun izlemez. Farklı hayatlara tanıklık eder, farklı duygular yaşar ve çoğu zaman kendisini yeniden keşfeder. Kimi zaman bir kahramanın mücadelesinde kendi yaşamını görür, kimi zaman bir komedinin kahkahaları arasında unuttuğu mutluluğu hatırlar.
Tiyatro, çocuklara hayal kurmayı öğretir. Gençlere cesaret verir. Yetişkinlere düşünmeyi hatırlatır. Toplumlara ise birlikte yaşamanın, empati kurmanın ve birbirini anlamanın önemini anlatır.
Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan hâlâ bir perde açıldığında heyecan duyuyorsa bunun nedeni tiyatronun insan ruhuna dokunabilmesidir. Çünkü tiyatro, insanı insana anlatan en güçlü sanattır.
Ve perde her açıldığında yeni bir hikâye başlar. Belki de o hikâye, izleyenlerden birinin hayatını değiştirecek kadar güçlüdür.
OKAN SADRİ ENGİN
